Navigation

Kısa Yol: Makaleler / Şiirler



www.haymanatotak.tr.gg...

Bu köy bizim köyümüz.

Haymana Durupınar Totak Köyü

fikir

Fikir
Tefekkür nedir? Sadece insanlar mı tefekkür eder?
Tefekkür, sadece insana değil, bütün mahlûkata verilmiş, hayati bir kabiliyettir. Bu kabiliyeti, her varlık kendi dünyası içinde ve kendi yaratılışına uygun bir şekilde kullanır. Ağırlık merkezi de daha ziyade ten ve nefsaniyet plânına aittir. Yiyip içmek, daha iyi, daha rahat yaşayabilmek ve nesli devam ettirebilmek gibi hususlar ön plândadır. Bunun için bir yırtıcı mahlûkun tefekkürü, ancak avını parçalayıp midesini doyurmaya yöneliktir. Bunun dışında onun hayat, kâinat ve istikbale dair herhangi bir düşünce ve endişesi yoktur. Zaten ona verilen tefekkür kabiliyeti de, ancak bu kadarına kâfi gelir.
Tefekkür kuru bir düşünce değil; içinde marifet, muhabbet ve ibadetin de bulunduğu kapsamlı bir terimdir. Bu kıvamdaki bir tefekkür, hem imanı, hem ibadeti, hem düşünceyi, hem de ahlakı inkişaf ettirir.
Bu konu ile ilgili ayetler
Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstünde (yatar) iken Allah'ı hatırlayıp anarlar ve göklerin, yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler."Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen pak ve münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru." (Âl-i İmrân suresi: 191)

İşte biz tefekkür eden bir kavim için ayetleri (delilleri) böyle açıklarız. (A'râf suresi: 24

O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahman’ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar döndür. Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) aciz ve bitkin halde sana dönecektir. Mülk 3-4
Çünkü yeryüzünde dolaşan canlıların Allah katında en kötüsü anlamayan ve düşünmeyen sağırlarla dilsizlerdir. Enfal 22
Tefekkürün zıddı nedir?
Tefekkürün zıddı, fikirsizlik ve düşüncesizlik demektir. Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir. İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur. Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler hakkında yapılabilir. Onun için, Allah'ın yarattığı varlıklar hakkında tefekkür mümkündür. Fakat Allah'ın zatı hakkındaki tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez (el-İsfahânî, el-Müfredât, İstanbul 1986, 578).
Hz. Muhammed (s.a.s)'e en çok etki eden ayetlerden biri, tefekkürle ilgilidir. İki kişi Hz. Âîşe (r.a)'ı ziyaret etmişler. Onlardan biri, "Hz. Muhammed (s.a.s)'de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?" deyince, Hz. Âîşe (r.an) şöyle demiştir:
"Resulullah (s.a.s) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilal (r.a)
"Ya Resulullah (s.a.s)! Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?" deyince, o: "Bu gece Yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır" dedi ve ayeti okudu:
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır” (Âl-i İmrân, 3/190).
Allah-u Teâlâ Kuran-ı Kerim in birçok yerinde "düşünmez misiniz", "düşünenler için deliller vardır" ifadeleriyle tefekkür etmenin önemini vurgulamaktadır. Ayrıca üzerinde düşünmek için Allah-u Teâlâ sayısız delil yaratmıştır. Gördüğümüz, farkına vardığımız her şey Allah-u Teâlâ’nın bir tecellisi ve delilidir. Bu nedenle göklerde, yerde ve bunların aralarında bulunan her şey birer tefekkür vesilesidir. Bir ayette şöyle buyrulur:
Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. (Nahl Suresi, 11)

Ayette "tefekkür konusu" olarak gösterilenlerin biri, örneğin hurma ağacı üzerinde biraz düşünelim. Ağaç, bilindiği gibi toprağa atılan bir tohumdan ortaya çıkar. Tohum küçücük (bir santimetre küp bile etmeyen) bir cisimdir, ama nasıl olur bilinmez, o tohumun içinden kısa süre içinde 4-5 metre uzunluğunda ve yüzlerce kilo ağırlığında dev bir tahta kütlesi oluşur. Tohumun bu dev tahta parçasını yaparken kullanabileceği tek malzeme ise içine gömülü olduğu topraktır.

Peki, ama tohum nasıl ağaç üretmeyi bilir? Nasıl olur da etrafındaki toprağın içinde gerekli malzemeleri ayrıştırıp bunları tahta dokusu oluşturmak için kullanmayı "akıl edebilir"? Ürettiği ağacın nasıl bir şekle ve yapıya sahip olması gerektiğini nasıl tahmin edebilir? Bu son soru özellikle önemlidir. Çünkü tohumdan herhangi bir tahta parçası çıkmamaktadır. Tohum, içinde damarlar bulunan, topraktaki maddeleri özümsemek için gereken köklere sahip ve üst kısmı da dallara ayrılan son derece iyi tasarlanmış bir canlı madde üretmektedir. İnsan bile iyi bir ağaç resmi çizmek gerektiğinde zorlanır; ağacın köklerindeki ve dallarındaki ayrıntıları çizmek zor bir iştir çünkü. Oysa tohum, çizmek şöyle dursun, bu son derece kompleks cismi topraktaki malzemeleri kullanarak sıfırdan üretmektedir.
Bu durumda tohumun son derece akıllı bir varlık olduğu sonucuna varırız. Daha doğrusu, tohumun içinde son derece etkileyici bir akıl vardır. Peki, bu akıl bu tohuma nereden, nasıl gelmiştir? Nasıl olur da bir çekirdek, böyle bir akla ve hafızaya sahip olabilir?
Kuşkusuz bunun tek bir cevabı vardır: Allah-u Teâlâ tohumu ağaç yapabilecek yetenekle yaratmış, bu işlem için gerekli bilgilere sahip olacak şekilde programlamıştır. Toprağa atılan her tohum, Allah-u Teâlâ'nın ilmi ile kuşatılmıştır, O'nun ilmi ile büyür. Bir ayette bu gerçek şöyle haber verilir:
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi apaçık bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)
Tohumu yaratan da, toprağın içine düştüğünde onu yarıp içinden yeni bir bitkiyi çıkaran da Allah-u Teâlâ’dır. Bu gerçek Enam Suresi'nde şöyle haber verilmektedir:
Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah' tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz? (Enam Suresi, 95)
 
Varlıklardaki nizamı tefekkür ederek Allah telâya iman ediniz. (Hadis-i şerif-Berîka)
İbn Abbas (r.a)'ın naklettiğine göre, bazı insanlar Allah'ın zatı hakkında düşünmek istediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.s) bu hususta şu açıklamada bulundu:
"Allah'ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah'ın zatını düşünmeyin. Allah'ın şahsı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz"
Lokman (a.s) yalnız başına tenha bir yerde oturup tefekkürde bulunurdu. Kendisine: "Niye yalnız oturuyorsun? İnsanlarla oturup sohbette bulunsan, daha iyi olmaz mı?" diye sormuşlar. Lokman (a.s) şu cevabı vermiştir: "Uzun süre yalnız kalmak, tefekküre daha müsaittir. Uzun süre tefekkürde bulunmak da, insanı cennetin yoluna sevk eder"
Ömer b. Abdülaziz tefekkür hakkında şöyle demiştir: "Yüce Allah'ın nimetlerini düşünmek, en faziletli ibadetlerdendir".
İmam Şafiî de: "Herhangi bir konuda hüküm çıkarırken, tefekkürden faydalanın" diyerek, tefekkürün usul ilmindeki önemine işaret buyurmuştur (Gazzali, İhya, Beyrut,t.y. IV, 423 vd.)
Tefekkürün neticesinde insan geniş bir ilme sahip olur. İnsanın ilmi artınca da, kalbinin hali değişir. Onun neticesinde de, insanın hali ve hareketleri değişir. Görülüyor ki insanın bilgisinin artması ve davranışlarının düzelmesi, tefekkürle başlar. Onun için Yüce Allah Kuran’da çeşitli hususları dile getirdikten sonra "... Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) insanlar için ibretler vardır" (en-Nahl, 16/11) demektedir. İnsanları tefekküre davet eden bu ifade Kuran’da beş yerde daha geçmektedir (er-Ra'd, 13/3; en-Nahl, 16/69; er-Rûm, 30/21; ez-Zumer, 39/42; el-Casiye, 45/13).
“Rabbim bana sükûtumun tefekkür olmasını emretti, (ben de size tavsiye ediyorum.)”2

“Allah’ın yarattıkları üzerinde tefekkür edin...” (Deylemî, II, 56; Heysemî, I, 81)

“Tefekkür gibi ibadet yoktur.” (Ali el-Müttakî, XVI, 121)
“Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!” buyurmuştur. (Tirmizî, Kıyamet, 26)
Allah’ın azameti, Cennet ve Cehennem hakkında bir an tefekkür, bir geceyi ihya etmekten iyidir.) [Ebu Şeyh]

(Tefekkür, ibadetin yarısıdır.) [İ.Gazali]

(Allah’ın yarattıkları üzerinde düşünün, zatı hakkında düşünmeyin!) [Beyheki]
Tefekkür, insanı bilgili eder. Bilgili olan da amel eder. (Vehb bin Münebbih)
İnsanın günahlarını tefekkür etmesi ve bunlara tövbe etmesi, tâatlarını, ibadetlerini düşünüp bunlara da şükretmesi lâzımdır.
Mahlûklardaki ve kendi bedenindeki ince sanatları, düzenleri, birbirlerine olan bağlılıklarını tefekkür ederek de Allah Teâlâ’nın büyüklüğünü anlaması lâzımdır. Aklı başında olan kimsenin tefekkür vazifesini hiç ihmal etmemesi lâzımdır. Allah Teâlâ hiçbir şeyi batıl yani boş, faydasız yaratmamıştır. İnsanların anlayamadıkları, göremedikleri faydalar, anlayabildiklerinden kat kat daha çoktur.
Tefekkür, dört türlü olur:

1- Allah’ın mahlûklarındaki güzellik ve faydaları düşünmek, Ona inanıp Onu sevmeye sebep olur.

2- Onun vaat ettiği sevapları düşünmek, ibadet yapmaya sebep olur.

3- Onun bildirdiği azapları düşünmek, Ondan korkmaya, kötülük etmemeye, günahtan kaçmaya sebep olur.

4- Onun nimetlerine, ihsanlarına karşılık, nefsine uyarak günah işlediğini, gaflet içinde yaşadığını düşünmek, Allah’tan utanmaya sebep olur. Allah Teâlâ, yerlerde ve göklerde bulunan mahlûkları düşünerek ibret alanları sever.

Hz. Musa’nın ümmetinden biri, 30 sene ibadet eder, bir bulut kendisine gölgeler. Bir gün bulut gelmez, güneşte kalır. Annesi, (bir günah işlemişsindir) der. Çocuk, (Hayır, günah işlemedim) der. Annesi, (Göklere, çiçeklere bakıp da Yaratanın azametini düşünmediysen, bundan büyük hata olur mu?) der.
Hikmet ehli buyuruyor ki;

Tefekkür, insanı, Cennete giden yola ulaştırır. (Lokman Hâkim)

Sözü zikir, sükutu fikir, bakışı ibret olanlar, bana benzemiş olur. (Hz. İsa)

Çok tefekkür, mutlaka insanı bilgili eder. Bilgili olan da amel eder. (Vehb bin Münebbih)

Tefekkür etmeyenin sükûtu ve ibretle nazar etmeyenin bakışları hatadır. (Hasan-ı Basri)

İnsan, mütefekkir olursa, her şeyden bir ders, ibret alır. (Süfyan b. Uyeyne)

Tefekkür bir aynadır. İyilik ve kötülüğünü sana gösterir. (Fudayl bin Iyad)

Allah Teâlâ azametini düşünebilen insan, Ona asla isyan etmez. (Bişr-i Hafi)

Tefekkür zekâyı açar. (İmam-ı Şafii)

Dünyalığı düşünmek, ahirete perdedir. Ahreti düşünmek ise, gafletten kurtarır ve hikmet konuşturur. (Ebu Süleyman Darani)
Nefsanî ve Ruhani Tefekkür

İnsanoğlu, varlıkların en şereflisi ve kâinatın gözbebeği olarak yaratıldığı için, onun mesuliyet ve vazifeleri büyüktür. Buna göre de kendisine engin bir tefekkür kabiliyeti ihsan edilmiştir.

Çünkü insan; yiyip içme, yaşama ve neslini devam ettirebilme bakımından diğer mahlûkatla benzer özelliklere dair nefsanî tefekkür ile değil, ancak kendisini inkişaf ettirecek ve bu vesileyle cennet ve cemâlullâh’a nail edecek olan ruhani tefekkür ile insanlık haysiyet ve şerefini haizdir.

Fakat insan, ruhani yapısını tekâmül ettiremezse, maalesef tefekkür istidadını nefsanî arzuların anaforunda helâk etmiş olur. Böyle gafilâne bir hayat; çocuklukta oyun, gençlikte şehvet, erginlikte gaflet, ihtiyarlıkta elden gidenlere hasret ve nedametten ibarettir. Yeme-içme ve mal-mülk biriktirme gibi nefsanî hevâ ve heveslerin girdabında, Allah’ın verdiği tefekkür nimetini ziyan etmektir.

Ruhi derinliğe ulaşmış bir mütefekkir, bu hakikati hulâsa ederek şöyle buyurur:

“Bu cihan, akiller için seyr-i bedâyî (ilâhî sanatı ibretle temaşa ve tefekkür); ahmaklar için ise yemek ile şehvettir!”

Dolayısıyla insanı insan yapan husus, onu şuur ikliminde yeşertecek olan ruhani bir tefekkür derinliğidir. Allah Teâlâ da kullarından, gerek imanın, gerekse ibadetlerin yüksek bir şuur ve idrak içinde tezahürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür.
Ruh İnkişafı

Tefekkürde derinleşmek ve böylece ruhu inkişaf ettirmek, kulun en mühim mesuliyetlerinden biridir. Zira ibadetlerde huşuya, kalbin rikkat kazanmasına, muamelatta nezakete ve ahlâkta kemale erebilmek, ancak ruhu inkişaf ettirecek bir tefekkür ile mümkündür.

Hakikaten ilâhî kudretin eserlerine ibret nazarıyla bir bakacak olursak, sayısız hikmet tabloları görebiliriz. Meselâ tonlarca ağırlıktaki bir fili on yaşında bir çocuk çekip götürebilmektedir… Sırtı yere gelmeyen bir pehlivanı çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük bir mikrop ölüm döşeğine düşürebilmektedir… O hâlde kim güçlü, kim zayıftır? Güç veya aczi yetin, varlık veya yokluğun miyarı nedir?

Hayat ve kâinatı ibretle seyrettiğimizde, cevapları ruhumuzun derinliklerinde gizli daha pek çok sual ile karşılaşırız:

Bu cihana nereden geldik? Niçin yaratıldık? Bu cihan nedir? Kimin mülkünde yaşıyoruz? Nasıl yaşamalıyız? Nasıl düşünmeliyiz? Nereye gidiyoruz? Fani hayatın hakikati nedir? Ölüm gerçeğinin sırrı nasıl çözülür? Ona nasıl hazırlanılır?

İşte bu nevi tefekkürler, Kuran ve Sünnet’in rehberliği ile ilâhî kudret ve azamet tecellileri karşısında kulu hiçlik ve aczi yetini idrake sevk eder. Yoktan var edilen insana, varlık ve benlik iddiasında bulunmanın ne büyük bir yanlış olduğunu hatırlatır.

Hakikaten insan, daima Rabbine muhtaçtır. Bütün canlılar, var olmak ve hayatta kalmak için nasıl büyük bir kudrete muhtaçsa, insan da aynı kudrete muhtaçtır. Fakat bunun farkında olmamak, ne hazin bir gaflettir.

Tefekkür ile ulvî bir ruh kıvamına eren müminin ise kulluk hayatında ve ibadetlerinde yüksek bir feyiz ve ruhaniyet hâsıl olur.

Tefekkürle inkişaf eden ruh idrak eder ki:

“Bedenin kıblesi Kâbe, ruhun kıblesi ise Cenabı-ı Hak’tır.”

Bunun içindir ki Hazret-i Ali -radıyallâhu anh-:

“İlimsiz ibadette ve tefekkürsüz Kuran tilâvetinde fayda ve feyiz azalır.” buyurmuştur. Zira Hak’tan gafil bir gönülle yapılan ibadetler, derece derece kıymetini yitirir, hatta bazen bir yorgunluktan ibaret kalır.

Bunun içindir ki Hak dostları; namazı, son namazmış gibi düşünerek kılmayı; orucu, nîmetlerin kadrini ve muhtaçların ızdırâbını tefekkür ederek tutmayı, yani bütün ibadetleri mutlaka tefekkür cihetine de riayetle eda etmeyi öğütlemişlerdir.

Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh- şöyle buyurur:

“Bir saat tefekkür; kırk gece nafile ibadetten üstündür.” (Deylemî, II, 70-71, no: 2397, 2400)

Nitekim böyle bir tefekkür de duyuşları derinleştirerek ibadetleri kolaylaştırır, huşu hâlini ve şükrü artırır.
İmam Gazali -kuddise sirruh- da:

“Âriflerden olmak istersen; sükûtun tefekkür, bakışın ibret ve arzun tâat olsun. Zira bu üç haslet, ariflerin alâmetidir.” buyurmuştur.
Âmâ Bir Sahabenin Tefekkür Derinliği

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mânevî terbiyesi altında yetişen sahâbe-i kiramın hayat ve hâdiselere bakışta sergiledikleri tefekkür inceliği de muhteşemdir. İşte bunlardan biri:

Kadisiye Seferi’ne çıkılacağı zaman, âmâ sahabe Abdullah ibn-i Ümm-i Mektum -radıyallâhu anh- da büyük bir iman heyecanı içinde orduya iştirak etmek istemişti. Fakat kendisine seferden muaf olduğu söylenince, o mübarek sahabe büyük bir hüzne gark oldu. Yüksek bir iman ufku ve kulluk şuuru ile durumunu tefekkür edince de, kendisinin harpten muaf olduğunu söyleyenlere, -rivâyete göre- şu muhteşem cevabı verdi:

“Benim bu hâlimle de size büyük bir faydam dokunabilir. Ben âmâ olduğum için düşman kılıçlarını göremem, bu yüzden de cesaretim kırılmadan en önde sancağı taşırım. Benim korkusuzca düşman üstüne yürüdüğümü gören İslâm askerlerinin de cesaret, kahramanlık ve heyecanı artar.”

Âmâ sahâbî İbn-i Ümm-i Mektûm’un bu hâli, gözü gören ve gücü yerinde olanlar için ne müthiş bir fiilî nasihattir…
 
Tavus´tan şöyle rivayet edildi: Havariler Hz. İsa´ya ´Ey Allah´tan gelen ruh! Bugün yeryüzünde senin gibi bir kimse var mı?´ dediler. İsa (a.s) ´Evet! Kimin konuşması zikir, susması tefekkür, bakması ibret ise, o benim gibidir!´ dedi.

Hasan Basrî şöyle demiştir: ´Kimin konuşması hikmet değilse onun konuşması boştur! Kim susuşu tefekkür değilse, onun susuşu unutkanlıktır. Kimin susması ibret değilse, onun bakışı Fuzuliliktir´.

Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım.(A´râf/146)

Bu ayetin manası hakkında şöyle denmiştir: ´Onların kalplerini emrimi düşünmekten menedeceğim!´
 
Bişr şöyle demiştir: ´Eğer insanlar Allahın azameti hakkında düşünseydi, Allah´a asla isyan etmezlerdi´.
 
Ebu Süleyman şöyle demiştir: ´Dünya hakkında düşünmek, ahretin perdesidir, velayet ehlinin cezasıdır. Ahret hakkında düşünmek hikmeti elde ettirir, kalpleri diriltir´.

Hatem şöyle demiştir: ´İbretten ilim, zikirden sevgi, tefekkürden korku artar!
 
Cüneyd-i Bağdadî şöyle demiştir: ´Meclislerin en şereflisi, tevhit meydanında tefekkür için oturmak, marifetin nesimini koklamak, muhabbetin kadehiyle sevginin denizinden içmek, Allah hakkında hüsnü zan göstermek suretiyle düşünmektir´.
 
Bu güne kadar 36633 ziyaretçi (182113 klik) sevenimiz buradaydı!


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=